Nihayetinde bir haftalık izine düçar oldum da Manarga’da soluğu alayım dedim. Naçizane kan çekiyor illa gideceğim.
Bir haftanın nasıl geçtiğini anlamadan geri döndüm. Duygularımı doyurmak mümkün olmadı bu süre içerisinde. Bu gidişle olmayacak da sanırım.
Uzun uzadıya gözlem yaptım. Sadece seyrettim, dinledim, kokladım Manarga’yı. Doyasıya, duygularımı bastırmadan.
Çepeçevre sarmış dağları tepeleri seyrettim. Zıtlıklar dolu olsada. Bir tarafta alabildiğine ağaç yumağı varken bir tarafı tamamen çıplak. Ovasının ortasında öylece ihtişamıyla duruyorlardı. Hani elleriyel göğü avuçlayavereceklermiş gibi. Yamaçlarından aşağı ilmek ilmek işlenmiş buğday tarlaları. Sanki bir tablodaki resim gibi. Yada bir nakkaşın nakışı gibi.
Havası soludum derin derin……………………………
Bir elmanın kokusu, bir eriğin güneşe gelin yanının kırmızılığı, toprağa yaslanan domates, harmandan gelen saman kokuları, yol kenarından akan suyun sesi, burçakların meltem rüzgazlarıyla raks ederken aşka gelip ninniler söylemesi……….
Sabahın erken saatteki loşluğu ve dinginliği, akşamın huzur veren karanlığı, öğlen güneşin çılgın sıcaklığı…………………..
Manarga’da doyuma ulaşamadığım bir gizem ve güzelliğin içinde buldum kendimi. Orada yaşayanlara klasik gelen, ama benim için ilkler olan bir ziyaret daha yaşadım. Çok güzeldi.
Her gidişin bir dönüşü vardır. Manarga’ya dönüş vuslattır.

Son Yorumlar