Güneşin ışıkları, yeryüzüne salına salına inerken, sabahın habercisi minik serçeler sallanan dallarda avazları çıktığı kadar bağırıyordu.
İrkildi ve yatağından kaltı. Kuşların sesleri cezbetti kalkar kalmaz. Balkona çıktı ve çam ağacının dalları arasında ötüşen kuşları seyre daldı. Bir anda silkindi ve işe geç kalacağını düşünerek üstünü giyindi. Kahvaltı etmek istemedi canı. Yola koyuldu……..
Sabah ezanına yaren uyandı. Sabah namazını kıldıktan sonra, evin camının önüne oturdu ve seyre daldı koca şehiri. Bir biri sıra uzanan evleri seyreyledi. İnsanların sokaklarda sabah sabah çoğalışını ve telaşlarını algılamaya çalıştı. Yeşilin kaybolup, boğucu bir griliğin hapsolduğu şehre boş boş bakıyordu. Ah birde şu hastalığı olmasaydıda hiç çıkmasaydı o küçücük köyünden, Manarga’dan………
Göçerdiya kabullenmediler bir türlü. Ne vardı sanki göçerlikten konarlığa varacak. Torosların bağrından hiç kopamamış, hep güneşi takip etmişti. Ayrılamamıştı da zaten. Torosların yamacında Dedeçam köyüne yerleşmiş, bir nevi Toroslarla bağlarını koparmamıştı.
Köy ahalisi, dışarıdan gelene pek sıcak bakmıyordu. Ne kadar köy içinde bir ev yapmak istesede, kimse ne bir tarla nede bir arsa vermişti. Zoraki köyün [...]
İki haftadır elinden avucundan artırdığı parayla bir urgan almayı başardı Ramazan. Gözleri ışıl ışıldı. Belki çoğu gülüp geçerdi bu parıltıya. Altı üstü bir urgan değilmiydi. Ama Ramazan yokluk içinde boğuşurken, eşinin ve çocuklarının rızkını keserek aldı o urganı. İşi gücü yoktu Ramazan’ın. İşte bu urgan onların ekmek kapısı olacaktı. Çoçuklarının bağrışlarını duyunca bir an kafasını o [...]
Son Yorumlar