Kategoriler

Manarga Resim Galeri

manarga4.jpg menar21.jpg menar23.jpg golet13.jpg menar19.jpg golet3.jpg menar8.jpg menar10.jpg dedecam7.jpg golet6.jpg

Manarga Galeri İzle

Sil Baştan....

Gerçek dediğimiz görüntülerden ibaret. Gerçek hoşumuza gitmiyorsa görüntüyü değiştirmemiz lazım. Ama bu o kadar da kolay bir iş değil. Öncelikle kafayı kırmak için gerekli koşulları yaratmak gerekir. Bunun için sürekli bir şeyleri deneyip durmak gerekir. Daha erken kalk, daha çok çalış, daha çok hal hatır sor, daha çok sinemaya git, arkadaşlarınla daha çok çay iç, daha çok kitap oku….Yani, seni neyin mutlu edeceğine inanıyorsan, vaktini nelerin en çok dolduracağına inanıyorsan en abartılı şekilde yap. Ama bütün bunları öyle bir noktaya gelene kadar çok yap ki, sonuçlarını ezberlemiş ol! Sonuçlarını ezberledikten sonra göreceksin ki artık parmağını oynatma geregini bile duymayacaksın. Ve böylelikle haraket edemeyecek hale geleceksin. Niye daha çok çalışayım? niye dışarı çıkayım?niye televizyon izleyeyim?neden insanlarla bu kadar çok beraber olayım ki? Ayrıca bu soruları da sorman lazım. Aldığın cevap seni oturduğun yerden kıpırdatmamalı. Evet, kıvama gelmişsin artık! Hayatı böyle hareketsiz yaşamalısın, günlerin sadece yapmak zorunda olduklarını yapmakla geçirmelisin. Sil Baştan…. yazısının devamı »

Fikirler Paylaştıkça Güzel

Fikirler Paylaştıkça Güzel Diyorum ve ekliyorum;

Bilen bilir. Köy konağının yapılış sebebini ve Dedeçam Halkının yıllarca nasıl kullandığını. Sanki artık ihtiyacımız yok. Sen yıkılmaya terk edildin der gibi yıkılmaya bırakmışlar. Oysa yeniden tadilat yapılsa ne güzel olurdu. Çünkü sahip olmak, tutmaktan gelir. Yurt dışında yüz yaşında evler var ve tadilat ve resterasyon yapılınca hepsi yeni gibiler. Biz neden eskiyi kurtarmaya çalışmıyoruz. ki? Bir misafir evine, bir kütüphaneye yada bayanlar için bir derneğe yada bir Vakıfa dönüştürülemezmi? Evleri olmadığı için Dedeçam’a gelmek istemipte gelemeyen öyle çok Dedeçamlı varki. Neden bizim bir misafir evimiz olmasın?

Evet belki ilk etapta kaynak gerekiyor. Ama daha sonra gelir getireceğini hesaba almalıyız. Birde eski boğa damı var öylece duruyor, oda yıkılmaya terk edilmiş sanki.

Emek verip okuyan herkeze, selam verip yorum yapan arkadaşlarımıza da teşekkürlerimi sunuyorum.

Sayılar……. Sevgiyle kalın…….:)

Ruhsuz Patikalar

Karanlık çökmüştü üstüne, bu dünyadan kopmuş, sanki berzah aleminde yaşıyordu. Düne dair ne varsa aklında hülyalar oluşturuyortu. Gelecek hülyaları ise ölüm denen yeniden doğuş ile son buluyordu. İki damla göz yaşı belirdi ince, narin, yeşil gözlerinde. Kirpikleri ıslandı. Sonra küçük burnunun yanından yanaklarına süzüldü. Yanaklarından çenesinde birleşen iki damla göz yaşı toprakla temas eder etmez kaybolup gitti. Ölüm gibi sessiz ve bir anda.

Sabahlar bir başka olurdu Manarga’da. Ilık esen rüzgar yar olurdu, sarıverirdi bedenini birden. Dere boyunca uzanan salkım söğütlerin yapraklarının sesi huzur çığlıkları gibi gelirdi kulaklarına. O sabah bir başkaydı zaten. Meltem rüzgarları Manarga’ya küsmüş, alabildiğince bir matem havası. Ruhsuz Patikalar yazısının devamı »

Kurban Bayramı

KURBAN BAYRAMINIZI EN İÇTEN DİLEKLERİMİZLE KUTLAR, HAYIRLARA VESİLE OLMASINI DİLERİZ.

MANARGA SİTE YÖNETİMİ

Selam Sana...

Daha dün gibiydi geçen çocukluğum. Tahta arabalarımız, misket niyetine kullandığımız cevizlerimiz, boynuna ip bağladığımız küçük gıdilerimiz (köpek yavrusu), annelerin iki ağaç dalından çatıp yaptığı bez bebekler ve hiçbir zaman unutamadığım tahta abaram……..

Zamane çocuklarının önüne ne kadar oyuncak yığsanda, oynamıyorlar yahu….. Bir bıkkınlık var çocukların yüzünde. Sanki benimi kandırıyorsun ? der gibi bakıyorlar insanın suratına. Çok ilginçtir! o kadar oyuncakla oynamayan çocuk bir kibrit kutusu ile saatlerce oynayabiliyor. Belkide biz ne istediklerini bilemiyoruz. Yaratıcılıklarını körlüyoruz önlerine envai çeşit oyuncak koyarak.

Kıymet verilen değer ile biçilir. Belki çocuklarımız emek sarf edilen oyuncakları daha çok seviyorlar. Benim algım bu yönde oldu. Annemin iki ağacı çatarak yaptığı ve kız kardeşlerimin yardım ettiği bez bebekler hiçbir zaman ellerinden eksik olmadı. Annemin anlattığı “Bey oğlunun atları” masalı şu yaşıma geldim hala kulağımda. Belki ilginin bir neticesi. Şimdilerde olduğu gibi çocukları kreşe preslenmeye göndermediklerinden olsa gerek. Kıymet gösterilen ilgi, ayrılan zaman ve verilen sevgi ile alakalı………………. Selam Sana… yazısının devamı »

Kurşunkalem

Bazan hayat turkuaz tuvallerde uçurulan bir bahar ve gökyüzü mavisine dönüştürülen bir buluttur. Anımsamak ise geçmişi Manarga’dan geriye kalan çamurlu dar sokaklar ve yağmur sesleri düdenden akıp gelen çayırlara doğru sonra gün açar saçaklarda serçeler çılgınca kanat çırpar, çocukların gözbebekleri gülümser rüzgarın getirdiği toros kokusu, kulaklarda duyulan ince saz ninnisi, sanırım bizlerinde ardında kalan tebessüm esintisi…

Kurduğumuz hayaller

Küçükken küçücükken kurduğumuz hayallerimiz vardi hepimizin ne kadarı gerçek oldu ne kadarı kayboldu gitti büyümeye çalışırken. Büyüdüm hala hayallerim var küçükken bisiklet hayali kurardım şimdi çocuklarımla tatil hayali kuruyom. Ne kadar büyürsek büyüyelim hayallerimiz bitmiyor. Değişiyor ama bitmiyor. Ben bu hayal kurma olayını seviyorum bedavaya galiba ondan:))))

Birde şu var, hayal kurunca gerçekleşmese bile insan rahatliyor………………..
Hayal kurmaktan vazgeçmeyin……..

İçinde kaybolmaktan korktuğum bahçelerin yerinde...

Dedeçam yeşilini renk renk villa tipi evlere bırakınca, terk edilmiş bir şehire bentzemenin yolunda hızla ilerliyor.

Her yıl bir kaç bahçe daha yok oluyor ve yerlerine yeni yeni evler yapılıyor.

…Onca konut onca ev, peki ya sahipleri nerede?

Verilen onca emek ve zahmetin karşılığı her yaz gelip bir ay orda kalmak mı?

Aklımın erdiği kadar kendimce bir analiz yapıyorum ve susadan başlayıp evleri ve kişileri saymaya başlıyorum. Sonra anlıyorum ki…. evlerin çoğu yazlık olarak kullanılıyor. Beton villa tipi evler çoğaldıkça içinde kaybolmaktan kortktuğum bahçeleri arıyor gözlerim.

Yorulunca gölgesinde bir soluk almak için oturduğumuz ağaç gölgelerini özlüyorum belki.

İçimde çoğalan evlerin aramıza koyduğu mesafelere isyan ediyorum.

Yeşile boğulmuş çocukluğum, betona esirmi düştü acaba?

istanbul

İlk başlarda sevememiştim buraları … Nedenini bilmeden..

Belki ilk defa dogduğum ve büyüdüğüm şehirlerden başka bir şehirde yaşamak zorunda olmamdan kaynaklanıyordu.

Geldiğimin ilk  gecesi  dönüş planları yapmaya başlamıştım bile yarı uyanık yarı uyur halimle.

Biliyordum zamanla sevecektim bu mevlana sehrini .

Zamanla…

Yürüyordum hergun aynı sarı yollarda yuruyordum .beynımde bi ton soru işaretıyle ..Ne yapacağım? Nasıl yapacağım? diye boğuşa boğuşa…

Biraz soluklanmak istedım ağzımdan ‘Keske bi boğaz havası olsada içime çeksem ‘ cıkıverdı..

ama heyhat burda boğaz ne  kelime göl bıle uzaktı…

O  an duraksadım..

ben İSTANBUL’u hiç sevmezdimki. istanbul yazısının devamı »

Manarga’ya Manifesto

Bir bütünlük arz etmek için yıllardır çaba sarf etmekteyiz. Köyümzde yaşayan veya köyümüzden ayrılmış fertlerin birlikte olabileceği bir ortam yaratmaktı amacımız. Yıllar boyu bunu amaçlayarak hareket ettik. Bir bütünlük oluşturmak ve Manarga ahalisinin dertleri, düşünceleri, fikirlerini bir araya getirip güzel bir oluşuma gitmeyi amaçladık.

Neden bir bütünlük arz edemiyoruz?

Çevre köy ve kasabaların oluşturduğu sıkı bağlar beni her zaman üzdü Manarga adına. Neden biz bu bağı kuramıyoruz?

Acaba birbirimizden mi nefret ediyoruz?

Yada aynı toprağın insanları birbirimizimi çekemiyoruz?

Çoğumuzun akraba olduğu bir köyde neden birbirimizden uzak duruyoruz?

Yakınlaşmalarımız bile neden çıkar için?

Hep sorguluyorum. Niye? bir araya gelemiyoruz. Neden? iki kelam edemiyoruz. Neden? iki satır yazı yazıp derdimizi anlatamıyoruz. Bizi ortak paydadan uzaklaştıran nedir?

Topraklarımıza karşı duyduğumuz özlemi neden birbirizime karşı duyamıyoruz. Halbuki çoğumuz akrabayız.

Bütünlüğü sağlayamadığımız müddetçe bir gövdenin parçalanmış haline benzeyeceğiz. Zaten görünende o………..

Korkuyorum bir nesil sonra özbenliğimizi unutacağız.

Tanımayacağız birbirimizi……………..

Kaybolacak akıllarımızda Manarga. Anlatamayacağız çocuğumuza haşr olduğumuz yerleri. Gösteremeyeceğiz belkide hısım ve akrabalarımızı. Parmaklarımız gösterecek yer bulamayacak.

Yüz yıl önce darmadağın olmuş topluluklara benzeyeceğiz, akrabalarımızı bulmak için.

Torosların eteğinde doğan bizler, şehirlerin sokaklarında kaybolacağız. Ve birbirimizden ilelebet haberimiz olmayacak.

Gelin bu soğukluğu kaldıralım. Kendimizden başlayalım ilk önce.

Manarga’nın birer ferdi olarak aramızdaki bağları sıkı sıkıya koruyalım. Görüşelim, konuşalım, yazalım, çizelim, üretelim…………………..

Fesadlığın, kinin, garezin olmadığı bir Manarga oluşturalım. Her ne kadar Manarga’nın dışında veya içinde yaşıyor olsakta.

Yeni nesillerle buluşturalım görmedikleri Manarga ile, sevgi ile, akrabalık ile…..

Büyük şehirlerin girift sokaklarını Manarga’ya değişmeyelim.

Gelin dostlar tanış olalım, iri olalım, diri olalım, bir olalım…….